Digital resources in the Social Sciences and Humanities OpenEdition Our platforms OpenEdition Books OpenEdition Journals Hypotheses Calenda Libraries OpenEdition Freemium Follow us

Otomasyon, Makineler ve İşin Dönüşümü

Modern çalışma yaşamı, makineler ve otomasyon teknolojileriyle sürekli yeniden biçimlenen bir toplumsal alan olarak karşımıza çıkmaktadır. İşin hem tarihsel hem de güncel formları, insan emeği ile teknik sistemlerin etkileşimi üzerinden kurulmaktadır. Bu etkileşim yalnızca üretim süreçlerini değil, aynı zamanda iş bölümünü, yetki ilişkilerini ve mesleki beceri dağılımını da dönüştürmektedir. Bu bağlamda otomasyon, insan unsurunun imalat, bilgi işi, hizmet sektörü ve benzeri alanlarda azalmasına yol açan sosyo-teknik bir düzenleme biçimi olarak anlaşılabilir.

Bu yazı, Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (Science and Technology Studies / Science, Technology and Society, STS) literatüründe makinelerin ve otomasyon teknolojilerinin işyeri üzerindeki etkilerini tartışan bir derlemenin ana hatlarını sunmaktadır. Temel sorular şu şekilde özetlenebilir: Teknoloji işyerinde yalnızca verimliliği artıran tarafsız bir araç mıdır, yoksa iş ilişkilerini ve güç dengelerini yeniden üreten politik bir unsur mudur? STS literatüründe işyerinde makineler ve otomasyon nasıl tartışılıyor? Bu tartışmalarda hangi kuramlar ve argümanlar göze çarpıyor?

STS literatürünün çerçevesi

İncelenen literatür, Osiris, Technology and Culture, Social Studies of Science ve Science, Technology, and Human Values dergilerinde yayımlanan 28 makaleye dayanır. Araştırma yarı-sistematik bir literatür tarama yöntemi izliyor. Literatür dört tematik kümeye ayrılabilir: emek ve teknolojinin tarihsel çalışmaları, teknolojik determinizm, post-endüstriyel işyeri ve insan-makine etkileşimleri. Bu sınıflandırma, diskurun parçalı yapısını görünür kılıyor ve işlevsel bir harita sunuyor.

Derlemenin önemli bulgularından biri, STS içindeki High-Church ve Low-Church ayrımının bu literatürde de belirgin olmasıdır. Bu ayrım, STS’in iki ayrı alt gelenek barındırdığını öne sürer (Fuller, 1997; Sismondo, 2008). Bu iki yaklaşım, hedefleri, söylem biçimleri ve ilgi alanları bakımından farklidir. High-Church yaklaşımı, teknoloji ve bilimi kavramsallaştırmaya dönük bir yönelim sergiler. Bu süreçte sosyal bilimler ile beşerî bilimlerin yöntemlerinden yararlanır. Low-Church ise bilim ve teknolojiyi kamusal çıkarlar ekseninde ele alır. Politik karar alma süreçlerine daha doğrudan katkı sunmayı amaçlar.

Bununla birlikte, kimi yayımlar daha çok tarihsel ve kuramsal tartışmalara odaklanırken, kimileri politikaya ve toplumsal sonuçlara yatkın bir çizgi izlemektedir. Buna ek olarak, tüm kümelerde tekrar eden ortak tema güçtür: teknoloji, işyerinde çoğu zaman yalnızca teknik değil, aynı zamanda iktidarsal bir düzenleme aracıdır.

Tarihsel tartışmalar

İlk küme, makinelerin ve otomasyonun tarihsel bağlamda nasıl incelendiğine odaklanır. Burada emek tarihçileri ile teknoloji tarihçileri arasındaki yöntemsel bir farkın altı çizilmeli: ilki daha çok işçi, sınıf ve atölye deneyimlerine; diğeri ise yönetim, organizasyon ve icat tarihine yönelir. 1970’ler ve 1980’lerle birlikte bu iki alan arasında daha eleştirel bir yaklaşım gelişmiş, işyeri kültürü ve işçi-yönetim ilişkileri üzerine tartışmalar daha görünür hale gelmiştir.

Bu literatürde özellikle Frederick Taylor’ın bilimsel yönetim yaklaşımı yoğun biçimde eleştirilir. Taylorist düzen, işi ölçülebilir, düzenlenebilir ve denetlenebilir parçalara ayırarak yönetim kontrolünü güçlendirmeyi hedefler. Bu yaklaşımı eleştirenler, makinelerin yalnızca üretimi hızlandırmadığını; aynı zamanda işçilerin becerilerini, karar alanlarını ve özerkliklerini de daralttığını savunurlar. Böylece otomasyon, işçiyi destekleyen değil, çoğu durumda iş sürecini yeniden hiyerarşikleştiren bir mekanizma olarak belirir.

Bu kümenin önemli bir kısmi, beceri kaybı (deskilling) ile ilgilidir. Bununla ilgili Henry Braverman ve David Noble gibi isimlerin argümanları literatürde önemli bir yer tutar. Bu isimler teknolojik dönüşümün çoğu zaman emeğin ve isçinin yetkinlik alanını daralttığını ileri sürer. Özellikle Noble’ın bilgisayar destekli tezgâhlar (Computer Numerical Control, CNC) üzerine olan çalışması, alternatif teknolojik seçenekler mevcutken yönetimlerin bilinçli biçimde işçiyi daha kolay denetlenebilir hale getiren sistemleri tercih ettiğini gösterir. Bu bakış açısında teknoloji tarafsız değildir. Aksine, isçiyi kontrol etmek için seçilir ve tasarlanır.

Bununla birlikte, literatürü tek yönlü bir beceri kaybı anlatısına indirgemek mümkün değildir. Bazı yazarlar, teknolojik değişimin uzun vadede beceri gelişimine (upskilling) de yol açabileceğini savunur. Özellikle otomasyonun teknik okuryazarlık ve bilgi temelli beceriler gerektirmesi, emek biçimlerinin dönüşümünü katmanlı hale getirir. Dolayısıyla tartışma, yalnızca beceri kaybı değil, becerinin hangi düzeyde, kim için ve hangi koşullarda yeniden dağıtıldığı sorusuna dönüşüyor.

Teknolojik determinizm

İkinci küme, teknolojik determinizm tartışmasını merkez alır. Bu yaklaşım, teknolojik değişimin toplumsal değişimi tek başına belirlediğini, yani teknolojinin kendi mantığıyla ilerlediğini varsayar. STS literatürü ise bu görüşe büyük ölçüde eleştirel yaklaşır. Çünkü teknoloji, toplumsal bağlamdan bağımsız bir “kara kutu” değildir (Dafoe, 2015; Misa, 1988). Tasarım, kullanım ve kurumsal tercihlerin kesişiminde oluşan bir üründür.

Yine STS lensinden bakıldığında teknolojilerin tasarım aşamaları toplumsal seçimler barındırdığı söylenebilir. Hangi işlevin öncelikli olacağı ve hangi risklerin kabul edilebilir sayılacağı teknik değil politik kararlardır. Bununla birlikte teknolojilerin kullanımı eşitsiz sonuçlar da üretebilir.

Konstrüktivist yaklaşım, teknolojinin toplumsal olarak yapılandırıldığını ve aynı zamanda toplumu şekillendirdiğini de ileri sürer. Farklı aktörler (yönetim, işçiler, mühendisler, kullanıcılar) teknoloji tasarım sürecinde farklı çıkarlar ve anlamlar ortaya koyarlar. Özellikle işyerinde hangi teknolojinin seçileceği, nasıl uygulanacağı ve hangi işlevlerin otomasyona devredileceği, teknik olduğu kadar politik bir karardır. Bu nedenle makineler aynı zamanda kurumsal güç ilişkilerinin yoğunlaştığı nesnelerdir.

Post-endüstriyel işyeri

Üçüncü küme, önceki kümelerle karşılaştırıldığında konusal bir geçiş görevi görmektedir. Bu kümede fabrika emeği ve imalat konularından endüstriyel asama sonrasına bir geçiş gözlemleniyor. Ofis işi, bilgi işlem ve yapay zekâ destekli süreçler ele alınıyor. Otomasyonun, fiziksel emeği azaltmaktan çok zihinsel emeği yeniden düzenleyen bir süreç olduğu belirtiliyor. Bilgi işçileri, veri işleme, karar verme ve rutin görevlerin otomasyonu gibi süreçlerle karşı karşıya kalırken, beceri farklılaşması da yeni biçimler alır.

Bu bölümde Amazon gibi şirketlerin dijital Taylorizm olarak adlandırılabilecek uygulamaları özellikle dikkat çekicidir. Bu uygulamalar çağdaş Taylorist düzenin dijital teknolojilerle yoğun biçimde iç içe geçmiş olduğunu savunur. Örneğin yapay zekâ ve sanal gerçeklik algoritmaları ile çalışan bir gözlük bir işçiyi aynı anda hem gözetler hem de kodlar (Delfanti & Frey, 2021).

Buna benzer güncel teknolojiler, veri toplama ve çalışan davranışlarının kodlanması ile emek bilgisinin makinelere aktarılmasını da hedefler. Böylece işçinin bedensel ve örtük (sezgisel) bilgisinin bir kısmı yazılım ve otomasyon sistemlerine aktarılır. Bununla birlikte makine süreçleri daha da optimize edilebilir ve nihayetinde tamamen otomatik çalışma alanları kurulabilir. Fakat bu gelişmeler tam otomasyona yol açmak yerine, çoğu zaman insan emeğinin daha yoğun biçimde ölçülmesi, standartlaştırılması ve azaltılması sonucunu doğurur.

İnsan ve makine etkileşimleri

Dördüncü ve son küme insan-makine etkileşimleridir. Bu küme, makineleri sadece araç olarak değil, sosyal ilişkilerin bir parçası olarak da ele alır. Sonuçta otomasyon yoluyla işyerinde düzenli olarak görev alan makineler insanlara özgü niteliklere sahip değildir. Makineler “fail” olmasalar bile, eylem ağlarında belirleyici rol oynayan aracı özneler haline gelebilirler.

Bu durum onları aktör-ağ (actor-network theory, ANT) teorisi açısından önemli bir inceleme konusu haline getirir. Bu teori insan olmayan unsurların da sosyo-teknik ilişkiler içinde etkili olabileceğini savunur. ANT, Bruno Latour’un çalışmalarından beslenmekle birlikte, güncel nesnelerin ve sosyal ağların iç içe geçmiş olduğunu vurgular (Jones, 2017; Sayes, 2014).

Bunların yanında; robotlar, otomatik sistemler ve algoritmalar üzerine çalışmalar, işyerinde insan ile makine arasındaki sınırların ne kadar geçirgen hale geldiğini gösteriyor. İnsan unsuru çoğu zaman tamamen ortadan kalkmamakla birlikte işin niteliği değişir. Makine bir işin yalnızca belirli bir bölümünü standartlaştırılmış biçimde üstlenirken, insan unsuru kalan süreçleri organize eder, yorumlar ve denetler. Bu nedenle “insanın yerine makine” anlatısı çoğu zaman eksik kalır denilebilir. İşin yeniden dağıtılması daha uygun bir ifade olur.

 Sonuç

Bitirme tezim olan bu literatür taraması, işyerinde otomasyon ve makinelerin etkisine dair STS diskurunun parçalı ama son derece verimli bir tartışma alanı sunduğunu göstermektedir. Tarihsel çalışmalar, yönetim ile emek arasındaki güç ilişkilerini; determinizm tartışmaları teknolojinin politik vasfını, post-endüstriyel çalışmalar ise dijitalleşen iş yaşamında beceri ve kontrol konularını öne çıkarır. İnsan-makine etkileşimleri üzerine yapılan analizler ise otomasyonun toplumsal ilişkiler ile nasıl iç içe olduğunu daha açık biçimde ortaya koymakta. Teknoloji işyerinde yalnızca verimlilik artıran bir unsur değil, aynı zamanda iş bölümü, otorite, beceri ve öznellik üreten bir toplumsal mekanizmadır. Bu nedenle otomasyonun geleceğini tartışırken yalnızca teknik kapasiteye değil, onun hangi toplumsal düzen içinde ve hangi amaçlar doğrultusunda kurulduğuna da bakmak gerekir.

Bana göre ise, emek ve teknoloji arasındaki ilişkinin incelenmesi hem akademik kavrayış hem de politik karar alımı için önemlidir. İşyerleri, insan emeği, makineler ve otomatik süreçler arasındaki ilişkinin araştırılmasının amacı, nihayetinde yirmi birinci yüzyılda insan merkezli, toplumsal açıdan sürdürülebilir ve eşitlikçi çalışma ortamlarını kavramsallaştırmak ve mümkün kılmaktır.

Sonuç olarak otomasyon ve makineler yalnızca teknik işlevler üstlenen tarafsız araçlar değildir. İlişkileri biçimlerinden ve hiyerarşi kuran politik nesneler olarak değerlendirilmeleri gerekir. Langdon Winner’in STS literatüründe kült hale gelmiş olan “Do Artifacts Have Politics?” başlıklı makalesi de aynen bunun altını çizer. STS, teknolojiyi tarihsel, toplumsal ve politik boyutlarıyla kavramamıza imkân tanır.

Araştırmanın yayımlanmış tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynakça

Dafoe, A. (2015). On Technological Determinism: A Typology, Scope Conditions, and a Mechanism. Science, Technology, & Human Values, 40(6), 1047–1076.

Delfanti, A., & Frey, B. (2021). Humanly Extended Automation or the Future of Work Seen through Amazon Patents. Science, Technology, & Human Values, 46(3), 655–682. https://doi.org/10.1177/0162243920943665

Fuller, S. (1997). Constructing the High Church-Low Church Distinction in STS Textbooks. Bulletin of Science, Technology & Society, 17(4), 181–183. https://doi.org/10.1177/027046769701700408

Jones, R. A. (2017). What makes a robot ‘social’? Social Studies of Science, 47(4), 556–579. https://doi.org/10.1177/0306312717704722

Misa, T. J. (1988). How Machines Make History, and How Historians (And Others) Help Them to Do So. Science, Technology, & Human Values, 13(3/4), 308–331.

Sayes, E. (2014). Actor-Network Theory and methodology: Just what does it mean to say that nonhumans have agency? Social Studies of Science, 44(1), 134–149.

Sismondo, S. (2008). Science and Technology Studies and an Engaged Program. In The Handbook of Science and Technology Studies (pp. 13–31).

STS Türkiye 2025 Açılış Konuşmacımız: Doç. Dr. Başak Ağın – Teknotopyaların Ötesinde: Posthümanist Tahayyül ve Teknolojik Simbiyoz

6–7 Kasım 2025 tarihlerinde, HECAS – Hekimbaşı Center for Advanced Studies ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleşecek STS Türkiye 2025: Teknotopyalar – Geçmişin, Bugün ve Geleceğin Tahayyülleri konferansımızın açılış konuşmacısını duyurmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.

Bu yılki konferans, bilim, teknoloji ve toplum ilişkilerinin tarihsel, güncel ve geleceğe dönük tahayyüllerini; bu tahayyüllerin gündelik yaşamı, sosyal düzeni ve bilgi rejimlerini nasıl şekillendirdiğini tartışmaya davet ediyor. “Teknotopya” başlığı altında, teknolojinin yalnızca bir araç ya da altyapı değil, çoktürlü aktörler arası ilişkilerin kurucu ve dönüştürücü bir bileşeni olduğu perspektifini merkeze alan katkılara alan açıyoruz.

Bu bağlamda, Doç. Dr. Başak Ağın’ın açılış konuşması, konferansın kuramsal ve tematik ufkunu derinleştiren, disiplinler arası diyalogları zenginleştiren bir nitelik taşıyor. Posthümanizm, feminist teknobilim çalışmaları ve ekolojik düşünce alanlarında yürüttüğü öncü çalışmalarla tanınan Ağın, ulusal ve uluslararası akademik alanda önemli bir etki yaratmıştır.


Konuşma başlığı:
Teknotopyaların Ötesinde: Posthümanist Tahayyül ve Teknolojik Simbiyoz

Bu konuşma, STS, posthümanizm, feminist teknobilim çalışmaları ve ekolojik düşüncenin kesişiminde, teknolojiyi etik, estetik ve politik boyutlarıyla bütüncül olarak ele almayı amaçlamakta; teknotopya kavramını, teknolojik simbiyozun (ortakyaşamın) çoğulluğunu görünür kılacak şekilde genişletmeyi önermektedir. Böylelikle, konuşmada “teknotopya” kavramı posthümanist düşünce ve yeni materyalist yaklaşımlar çerçevesinde yeniden yorumlanacak, teknolojinin yalnızca bir araç ya da altyapı değil, aynı zamanda insan-dışı varlıklarla kurduğumuz ilişkilerin hem kurucu hem de dönüştürücü bir unsuru olduğu öne sürülecektir. Posthümanizm, insanı merkeze alan epistemolojilerden uzaklaşarak insanı, teknik nesneler, biyolojik organizmalar, veri akışları ve ekolojik süreçlerle örülü çoklu ağların bir aktörü olarak konumlandırır. Bu çerçevede teknotopyalar, salt ütopya/distopya ikiliğine indirgenemeyecek, karmaşık, çelişkili ve çok katmanlı simbiyoz alanları olarak kavranabilir.

Konuşmanın ilk bölümünde, Rosi Braidotti, Donna Haraway, Karen Barad ve Jane Bennett’in düşüncelerinden hareketle posthümanist tahayyülün teknotopya tartışmalarına nasıl yeni bir yön verebileceği tartışılacaktır. Burada özellikle “yoldaş türler” ve “canlı madde” kavramları üzerinden, teknolojik nesnelerin toplumsal imgelemdeki eyleyiciliğine odaklanılacaktır. Bu yaklaşım, teknolojiyi kendi öykülerini, dirençlerini ve imkânlarını taşıyan aktörlerin kümeli bir ağı olarak okumayı mümkün kılar.

İkinci bölümde, bilim-kurgu edebiyatı ve çağdaş sanat pratiklerinden seçilmiş örneklerle teknotopyaların kültürel, çevresel ve politik katmanları incelenecektir. Yapay zekâ ile kurulan etik ilişkiler, biyoteknolojik müdahalelerin estetik-politik boyutları ve iklim teknolojilerinin ekogotik tahayyülleri gibi örnekler vasıtasıyla, teknolojik gelecek tahayyüllerinin duygusal, bedensel ve ekolojik ilişkiler üreten mekânlar üzerinden kurgulanmasını tartışacaktır.

Son bölümde, konuşma, teknotopyaların kapsayıcı bir etik-politik çerçevede nasıl yeniden tasarlanabileceğine dair bir tartışma sunacaktır. Bu çerçevede “iyi bir teknoloji” sorusu, yalnızca işlevsellik ya da verimlilik üzerinden değil, çoktürlü ortak yaşamın sürdürülebilirliği, karşılıklılık ve ekolojik adalet gibi ölçütler üzerinden değerlendirilecektir. Böylelikle, teknotopyalar, insan-merkezci gelecek vizyonlarının ötesine geçerek, insan-dışı varlıkların da hayal gücüne dâhil olduğu karşılıklı üretim alanları olarak yeniden tahayyül edilebilir.

Anahtar sözcükler: Teknotopya, posthümanizm, canlı madde, simbiyoz, türlerarası adalet

Doç. Dr. Başak Ağın, TED Üniversitesi. (Fotoğraf: Başak Ağın’ın izniyle)

Biyografi: Doç. Dr. Başak Ağın, TED Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi ve PENTACLE sitesinin kurucusudur. Posthümanizm: Kavram, Kuram, Bilim-Kurgu kitabının yazarı, Posthuman Pathogenesis ve Beşeri Bilimlerin 50 Rengi kitaplarının ortak editörü, Ekofobi Hipotezi kitabının çeviri editörü ve Canlı Madde kitabının çevirmenidir. Posthümanizm, maddeci ekoeleştiri ve ekomedya alanlarında ulusal ve uluslararası makaleleri, kitap bölümleri ve konferans bildirileri bulunmaktadır.

STS Türkiye 2025 Konferans Bildiri Özeti Çağrısı: Teknotopyalar: Geçmiş, Bugün ve Geleceğin Tahayyülleri

Tanım ve Amaç

STS Türkiye Bilim ve Teknoloji Çalışmaları Türkiye Araştırma Ağı, 2017 yılı, Ekim ayında bilim ve teknoloji çalışmaları alanında ulusal ve uluslararası işbirlikleri desteklemek ve bu doğrultuda disiplinler arası ve çok yöntemli yaklaşımı savunmak amacıyla kurulmuştur. Platform, Türkiye’de Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (STS/ BTÇ/ BTT) ile ilişkili konularda eğitim ve araştırma ağları içerisinde yer alan akademisyen, öğrenci ve araştırmacıları bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Alanda etkileşimi ve işbirliğini teşvik ederken alanın görünürlüğünü arttırmayı hedefleyen STS Türkiye ağı üyeliği, bilim, teknoloji ve tıp alanlarındaki dönüşümlerin toplumsal bağlamıyla ilgilenen öğrenci ve araştırmacılara açıktır.

STS Türkiye 2025 Teknotopyalar: Geçmişin, Bugün ve Geleceğin Tahayyülleri 

6-7 Kasım 2025 tarihlerinde HECAS – Hekimbaşı Center for Advanced Studies ev sahipliği ile İstanbul’da gerçekleştirilecektir. Bilim, teknoloji, çevre, şehir, gıda, bilişim, mühendislik ve tıp alanlarındaki dönüşümlerin toplumsal bağlamlarıyla ilgilenen akademisyen, öğrenci ve bağımsız araştırmacıları; Türkiye’de bilim ve teknolojinin anlam, kapsam ve ufkunu tartışmak üzere düzenleyeceğimiz konferansa davet ediyoruz.

Düzenleyenler: STS Türkiye, HECAS – Hekimbaşı Center for Advanced Studies
Son özet gönderim tarihi: 24 Ağustos 2025
Kabul edilen bildirilerin ilanı: 15 Eylül 2025
Konferans tarihleri: 6 – 7 Kasım 2025
Konferans dili: Türkçe 
Konferans yeri: HECAS – Hekimbaşı Center for Advanced Studies, Hekimbaşı Mah. Okul Cad. No:14, Ümraniye, 34766 İstanbul 
Kayıt ücreti 800 TL’dir; ödeme/hesap bilgileri daha sonra duyurulacaktır.

Çağrı Metni
STS Türkiye 2025 Konferansı, bilim, teknoloji ve toplum arasındaki ilişkilerin geçmiş, bugün ve gelecekte nasıl tahayyül edildiğini; bu tahayyüllerin gündelik yaşamı, sosyal düzeni ve bilgi rejimlerini nasıl şekillendirdiğini sorgulamaya bir davettir. “Teknotopya” kavramını, teknolojiyle şekillenen toplumsal tahayyülleri, çevresel, mekânsal ve kültürel boyutlarıyla, ikiliklerden ziyade geniş yelpazede yer alan çoklu ilişkileri birlikte ele almayı mümkün kılan bir kavram olarak önermekteyiz. Kavram, disiplinler arası bir düşünme ve tartışma alanı sunarak hem kuramsal hem de ampirik katkılara olanak tanımaktadır.. Teknotopya başlığı altında, posthümanist, feminist, aktör-ağ teorisi gibi STS içi farklı kuramsal ve metodolojik yaklaşımlar; sosyoloji, tasarım teorisi, felsefe, tıp, iletişim, bilişim ve mühendislik gibi farklı disiplinlerden gelen perspektiflerle birleşebilir. 

Bilim ve teknoloji, yalnızca teknik nesneler ve uzmanlık alanları olarak değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın, kültürel değerlerin, iktidar ilişkilerinin ve tahayyül gücümüzün şekillendiği çoklu alanlar olarak da ele alınmalıdır. Bu bağlamda, bilimsel bilgi üretiminin ve teknolojik dönüşümlerin gündelik yaşamla, etik, politik ve estetik boyutlarla nasıl kesiştiğini araştırmak, STS’in temel hedeflerinden biridir.

Bu yılki konferans, özellikle aşağıdaki sorulara odaklanan, fakat bunlarla sınırlı olmayan çalışmaları teşvik etmektedir:

  • Teknotopyalar, sosyal ve kültürel tahayyüllerimizi nasıl dönüştürmektedir?
  • Geleceğin teknolojileri üzerine bilgi üretimleri, bugünün politikalarını ve tasarımlarını nasıl şekillendirmektedir?
  • Disiplinler arası bir yaklaşımda, teknolojik tahayyüller ne tür bilgisel, etik ve estetik soruları gündeme getirmektedir?
  • Geçmişin teknolojik ütopyaları günümüzde sosyo-teknik hafızayı nasıl (yeniden) şekillendirmektedir?
  • Teknik çözümlerinizin kullanıcıların gündelik yaşamlarında nasıl karşılandığını, dönüştürüldüğünü veya reddedildiğini nasıl takip etmektesiniz?
  • Geliştirdiğiniz teknolojiler hangi geçmiş, günümüz ve gelecek tahayyüllerini yansıtmaktadır? Bu tahayyüller hangi güç ilişkilerine işaret etmektedir?
  • “İyi bir teknoloji” ne demek? Farklı sosyo-kültürel ve teknik bağlamlar bu tanımı nasıl şekillendirmektedir?
  • Teknolojik tahayyüllerin distopya/ütopyaya dönüşme potansiyeline dair tartışmalar neler olabilir?
  • Ütopik/Distopik gelecek vizyonları, bugünün mühendislik kararlarını ve tasarım pratiklerini nasıl şekillendirmektedir?
  • Mühendisler, tasarımcılar ve bilim insanları bu risklerle nasıl yüzleşmekte – ya da yüzleşmeli mi?

Kapsayıcı ama sınırlayıcı olmayan konu başlıkları örnekleri:

  • Bilim, teknoloji ve tahayyül gücü
  • Dijital teknolojiler, gündelik yaşam ve eşitsizlikler
  • Çevre teknolojileri, enerji dönüşümü ve iklim 
  • Katılımcı tasarım, kullanıcı tahayyülleri ve teknolojik öznellik
  • Tasarım felsefesi, spekülatif tasarım ve estetik
  • Gelecek teknolojileri üzerine kurgu: bilim-kurgu edebiyatı ve sineması
  • Yapay zekâ, insan geliştirme ve postinsan
  • Teknolojik nesnelerin gündelik yaşamdaki rolleri
  • Teknoloji ve mekân: akıllı şehirler, altyapılar ve sosyo-teknik tahayyüller
  • Gözetim, veri rejimleri ve dijital çağ
  • Feminizm, beden politikaları ve teknobilim
  • Epistemolojik sınırlar, teknik bilgi ve alternatif bilgi biçimleri
  • Geçmişin geleceğe dair tahayyüllerinin bugünkü teknolojik altyapılardaki izdüşümleri

Konferansa, yukarıdaki konularla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olan tüm araştırmacılar, öğrenciler ve bağımsız düşünürler davetlidir. Özet gönderiminde kavramsal açıklık, metodolojik yaklaşımlar ve “teknotopya” çerçevesiyle ilişki kurulması önem arz etmektedir.

Tam Bildiri

  • 300-500 kelimelik bildiri özeti,
  • Bildiri başlığı, yazar isimleri ve kurumları, 5 anahtar kelime içerecek şekilde
  • DOC, DOCX, ODT, RTF dosya formatlarından birinde hazırlanarak
  • konferans@ststurkey.net adresine e-posta başlığında “STS Türkiye 2025 Bildiri Özeti” ifadesi bulunacak şekilde gönderilir.

Hakem değerlendirmesi süreci sonunda tam bildiriye uygun görülmeyen özetlerin poster olarak sunulması önerilebilir. Tam bildiri yerine poster sunumu yapmayı tercih edenler e-posta başvurularında bunu belirtmelidir.

Önceki yıllarda sunulan bildiriler, hakemli kitaplar hâlinde yayımlanmıştır. Bu yıl da benzer şekilde seçilen bildirilerin kitaplaştırılması planlanmaktadır. STS Türkiye ağı tarafından yayımlanan bazı derleme kitap örnekleri şunlardır:

  • Akkökler Karatekeli, B., Turan, Ş. H., & Karahan Balya, G. (Der.). (2025). STS-Etik Temasları Konferansı Bildiriler Kitabı (Açık erişim baskısı). Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara. ISBN: 978-625-00-7402-2.
  • Aydınoğlu, A. U., Kılıçtepe, Ş., Yayalar Öncüler, E., Saka, E., & Şahinyol, M. (Der.). (2023). STS: Bir disiplin olarak kimlik inşası (Açık erişim baskısı). Konya: NEÜ Yayınları.
  • Turanlı, A., Şahinol, M., & Aydınoğlu, A. U. (2020). Akademik bir disiplin olarak Türkiye’de “Bilim, Teknoloji ve Toplum” STS Turkey 2019 Konferansı Kitabı. İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları.

2017’de Başlayan Bir Yolculuk: STS TÜRKİYE Blogu’na Hoş Geldiniz

Bazı fikirler, ilk anda değil, zamanla kök salar.
Bilim ve Teknoloji Çalışmaları / Bilim, Teknoloji ve Toplum (STS) alanında Türkiye bağlamında düşünmek ve üretmek fikri de tam olarak böyle olgunlaştı. 2010’lu yılların başında bireysel araştırmalarda şekillenmeye başlayan bu arayış, uzun süre farklı disiplinlerden gelen insanların kesiştiği atölyelerde, konferans salonlarında, e-posta trafiğinde ve uzun telefon konuşmalarında yankı buldu.

Bu düşünceler, Türkiye’de bilim, teknoloji ve tıbbı yalnızca teknik alanlar olarak değil, toplumsal, kültürel ve etik yönleriyle birlikte ele almanın yollarını arıyordu. Zamanla bu arayış ortaklaştı ve 2017 yılında, İstanbul’da düzenlenen bir kurucu toplantıyla birlikte resmiyet kazandı: STS TÜRKİYE ağı kuruldu.


2017: Ortak Bir Zemin Kurmak

Kurucu toplantının amacı basitti ama etkiliydi:
Türkiye’de STS ile ilgilenen araştırmacıları bir araya getirmek, var olan programları ve ilgileri görünür kılmak ve geleceğe dönük ortak bir yol haritası çizmeye başlamak.

İki gün süren bu toplantıda farklı disiplinlerden katılımcılar, kendi araştırmalarını paylaştı, çeşitli üniversitelerdeki STS programları tanıtıldı, birlikte çalışma olanakları tartışıldı. Bu buluşma, katılımcılarda güçlü bir kolektif aidiyet duygusu yarattı. STS’in Türkiye’deki potansiyelini birlikte açığa çıkarmanın mümkün olduğuna dair ortak bir inanç gelişti.


Büyüyen Bir Topluluk

2017’den bu yana STS TÜRKİYE ağı, sadece bir düşünce ortamı değil, aynı zamanda etkin bir akademik ve kamusal platform haline geldi.

Bugün:

  • Türkiye’nin dört bir yanından yaklaşık 450 üyemiz var.
  • Birçok şehirde konferanslar, kış okulları, çevrimiçi seminerler, okuma grupları ve atölye çalışmaları düzenledik.
  • Sosyal medya üzerinden binlerce kişiye ulaştık.
  • Ortaklaşa yazılmış konferans kitapları ve metinlerle Türkiye STS literatürüne katkıda bulunduk.

Tüm bu faaliyetler, STS’in Türkiye’de yalnızca akademik bir alan değil, aynı zamanda eleştirel düşüncenin, kolektif öğrenmenin ve etik-politik soruların tartışıldığı bir ağ yapısı olarak geliştiğini gösterdi.


Şimdi Neden Bir Blog?

STS TÜRKİYE Blogu, bu kolektif birikimi daha geniş bir alana taşımak için açıldı.
Amacımız yalnızca STS’in temel kavram ve kuramlarını Türkçe olarak tanıtmak değil, aynı zamanda bu kavramları Türkiye bağlamında yeniden düşünmeye alan açmak.

Bu blogda:

  • STS kuramlarının Türkçe anlatımları,
  • Türkiye’de dijitalleşmeden sağlık teknolojilerine uzanan yerel tartışmalar,
  • Saha notları,
  • Kavram analizleri,
  • Kitap ve film incelemeleri,
  • Söyleşiler ve katılımcı yazılar yer alacak.

Birlikte Düşünmenin Gücü

Bilim ve teknolojinin toplumu şekillendirme biçimleri, giderek daha fazla gündelik hayatımıza temas ediyor.
İklim krizinden yapay zekâya, sağlık uygulamalarından altyapı teknolojilerine kadar pek çok mesele, sadece mühendislikle değil, toplumsal sorumluluk ve eleştirel düşünceyle ele alınmayı hak ediyor.
İşte bu yüzden STS’in Türkiye’de daha çok konuşulmasına, daha çok yazılmasına ve Türkçe düşünülmesine ihtiyaç var.

STS TÜRKİYE Blogu, bu ihtiyaca kolektif bir cevap olarak doğdu.
Hep birlikte yazmak, tartışmak, düşünmek ve üretmek için buradayız.

Hoş geldiniz!

— STS TÜRKİYE Blog Ekibi